İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ


İttihat ve Terakki
1889-1918 Arasında, Osmanlı Devleti’nde faaliyet gösteren ve devlet yönetiminde önemli roller oynayan örgütsel yapı.  En önemli gayesi, II.Abdülhamit’i  tahttan indirmek olan bu siyasi yapı, zaman içinde kendi arasında bir türlü birlik oluşturamamış; zaman zaman bölünerek parçalı bir yapı olarak ayrı politikalar izlemişler, bazen de birlik oluşturmuşlardır.

İttihat ve Terakki 2  Söylenebilecek en kısa şey, amaçları devleti  ve yönetimi daha iyi hale getirmek olsa bile; Osmanlı’nın son döneminde, devletin sonunu getiren bir sürü olayın içinde olmuşlardır.
Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin temelleri, 2 Haziran 1889’da;  dört  Mekteb-i Tıbbıyye-i Şahane öğrencisi tarafından gizli olarak atıldı.  İbrahim Temo’nun liderliğinde Abdullah Cevdet, İshak Sükûti ve Mehmed Reşit; İttihad-ı Osmani adında bir cemiyet kurdular. Ardından tıbbiyenin yanında, diğer eğitim kurumlarından da öğrencilerin katılımı ile örgütün üye sayısı hızla arttı. Okulların dışında da gizli toplantılar yapılıyor,  üye sayısı ve cemiyetin etkinliğinin artırılmasına çalışılıyordu. Örgütün adı İttihat ve Terakki olarak değiştirildikten sonra, yapılan ilk toplantıda başkanlığa Ali Rüşdi, katipliğe Şerafeddin Magmumi, muhasip üyeliğe de Asaf Derviş getirildiler. İtalyan Karbonori  mason teşkilatının yapısı esas alınarak, hücreler halinde yapılanmaya gidildi. Hücre içindeki her üyeye de birer sıra numarası verildi. Birinci hücrenin birinci üyesi İbrahim Temo idi.  Cemiyet üyeleri, merkezi Paris’te bulunan Jön Türkler’le irtibat kurdular. Üyelerden  Ahmet Rıza Bey, Paris’e giderek onlara katılarak cemiyetin  fikirlerini yaymaya başladı. Bir süre sonra, en önemli isimlerden biri haline gelecekti. Cemiyet, II. Abdülhamit ve yönetimine karşı olan her kişi ve kesimle irtibat kurarak genişledi. Yurt içi ve yurt dışında şubeler açarak teşkilatlandı. Giderleri Paris Mason Locası tarafından karşılanan İttihat ve Terakki, yayın organları olan Meşveret’i  gizlice yurda sokarak dağıttı.  Yurtiçinde de gizli olarak,  bilhassa yüksekokullarda  yayılan cemiyetin kolları, 1895 yılındaki Ermeni olaylarında açığa çıktı. Üyelerin önde gelenlerinden bir kısmı sürgüne gönderilirken; diğer bir bölümü de yurt dışına kaçarak değişik ülkelere gittiler. Artık  cemiyet Paris, Bükreş, Cenevre, Kahire gibi merkezlerden idare edilmeye başlandı. Kanun-i Esasi, Mizan, Hak gibi gazeteler de, cemiyetin fikirleri yaymada yardımcı oluyordu. Ahmet Rıza Paris, İbrahim Temo da Bükreş şubesinin başında bulunuyordu. Değişik merkezlerden idare edilen İttihat ve Terakki,  ihtilaflar nedeniyle kendi içinde bir türlü fikir birliği oluşturamıyor, gruplara ayrılıyordu. Sultan II. Abdülhamit de boş durmuyor, yurt dışındaki bu muhalefeti ortadan kaldırmak için, çaba sarfediyordu.  İki önemli gruptan biri olan ve başlarında Mizancı Murat Bey’in bulunduğu Cenevre Grubu’nu ikna ederek, önde gelenlerin çoğunluğunun devlette görev almasını sağladı. Diğer yandan Ahmet Rıza grubu, şiddetli muhalefetini sürdürüyordu. Bunun yanında, Damat Mahmut Celalettin ve oğulları Prens Sebahattin ve Lütfullah beyler de Paris’e giderek, devlet aleyhindeki çalışmalara katıldılar. Böylece muhalefet biraz daha güçleniyor ama aralarındaki  birliği bir türlü gerçekleştiremiyorlardı.
Tüm Jöntürkler’i birleştirmek amacıyla, 4 Şubat 1902’de Paris’te toplanan kongrede; iki farklı görüş ortaya çıktı. Ahmet Rıza Bey’in taraftarları, rejimi değiştirmek için, yabancı bir devletin müdahalesinin gerekmediğini savunuyor; merkezci, tekelci ve reformları yukardan aşağıya doğru uygulayacak bir devlet yapısı öngörüyorlardı. Prens Sebahattin ve çevresindekiler ise, rejimin değiştirilebilmesi için; yabancı bir devletin müdahalesini gerekli görüyor, hür teşebbüsçü, ademi merkeziyetçi ve liberal bir devlet yapısını savunuyorlardı. Kongredeki bu tartışma, bölünmeyle sonuçlandı. Ahmet Rıza Bey grubunun, ad değiştirerek yeniden kurdukları Terakki ve İttihat Cemiyeti hızla gelişti. Eylül-1906’da Selanik’te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile de 1907’de birleşerek daha da güçlendi. Örgütün lider kadrosunu oluşturan Ahmet Rıza Bey, Talat Bey, Doktor Nazım, kolağası Niyazi Bey, binbaşı Enver bey, İsmail Hakkı Bey, Mithat Şükrü, İsmail Canbulat ve diğerleri; Osmanlı İmparatorluğu’nun  parçalanmasını önlemenin tek yolunun, 1876 Anayasası’nın yeniden yürürlüğe konulması olduğunu düşünüyorlardı. Hükümeti buna zorlamak  gayesiyle kolağası Niyazi Bey ve Binbaşı Enver Bey, yandaşlarıyla birlikte; Temmuz-1908’de dağa çıktılar. II. Abdülhamit’in örgütü dağıtmak üzere Rumeli’ye gönderilen Şemsi Paşa’da, ittihatçılar tarafından öldürülmüştü. Artık çeşitli bölgelerde isyan ve gösteriler devam ediyordu. 7 Temmuz’da İttihatçılar, Yıldız Sarayına bir telgraf çekerek Meşrutiyetin tekrar ilânını istediler. Olayların gelişiminden endişe duyan II. Abdülhamit Han, 24 Temmuz 1908’de; Meşrutiyeti ilân ederek, Kanûn-i Esasi’yi  yürürlüğe koydu. Meşrutiyetin ilanından  sonra İttihatçılar cemiyetin adını tekrar Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak değiştirip, Prens Sebahattin grubunun Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’yle birleştiler. Cemiyetin üyelerinden Ahmet Rıza, Talat Bey, Hüseyin Kadri, Hayri Bey, Midhat Paşa, Şükrü Bey,  Habip bey, binbaşı Enver, İsmail Hakkı, Dr Bahaeddin Şakir ve Nazım Beyler; hükümetin icraatlarını gözlemlemek amacıyla İstanbul’a geldiler. Resmi olarak hükümette yer almadılar ama hükümeti dışarıdan idare ve kontrol etmeye başladılar. İttihatçıların baskısına dayanamayan ve ilk hükümet olan Sait Paşa hükümeti, baskılara dayanamayarak, kısa sürede çekilmek zorunda kaldı. Yerine kurulan Kâmil Paşa hükümeti döneminde, 5 Ekim’de Bulgarlar bağımsızlık ilan ederek, Avusturya ve Bosna-Hersek’i ilhak etti. Girit’te Yunanistan’a bağlandı. Yurda dönen  Prens Sebahattin Bey’in grubu, İttihatçılarla birlikte hareket etmeyi reddederek, kendi görüşleri doğrultusunda hareket ediyorlardı.  18 Ekimde başlayıp 8 Kasımda biten İttihat ve Terakki kongresinde, cemiyetin siyasi fırka (parti) olduğu kararlaştırıldı. 1908 yılı  sonlarında yapılan seçimi İttihat ve Terakki kazandı ve Meclis-i Mebusan açıldı. Yeni dönemde Sadrazam (başbakan) Kâmil Paşa ile, İttihat ve Terakki anlaşamayarak, 14 Şubat 1909’da hükümet düşürüldü.  Yerine Hüseyin Hilmi Paşa getirildi. Olaylar, mecliste Prens Sebahattin’in Ahrâr Fırkasının faaliyetleri ile meclis içi,  gazetelerle de meclis dışında; İttihatçılara karşı muhalefet başladı.  İttihat ve Terakki’nin bazı icraatları, orduda ve halk arasında gayrımemnunluk ve nefret uyandırdı. Serbesti Gazetesi de, İttihatçılar’a karşı muhalefetini sürdürüyor, onların kanunsuzluk ve baskılarını eleştiriyordu. Bu gazetenin başyazarı Hasan Fehmi, esrarlı bir şekilde öldürülünce; cenaze töreni İttihat ve Terakki aleyhinde bir gösteriye dönüştü.  Derviş Vahdeti ve çevresi tarafından kurulan İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti ve gazeteleri Volkan’da İttihatçılarçılar aleyhinde faaliyet gösteriyor, ordu içinde de huzursuzluklar sürüyordu.  Padişah’a bağlı Birinci Ordu’ya güvenmeyen İttihat ve Terakki, Selanik’teki Üçüncü ordudan avcı taburlarını getirtti. Derviş Vahdeti tarafından kışkırtılan ve ‘Din elden gidiyor, Şeriat İsteriz’ sloganlarıyla kışkırtmalar arasında, avcı taburları tarafından 31 Mart  Vak’ası üzerine,  yine İttihatçılar tarafından; Balkanlardan toplanan Harekat Ordusu İstanbul’a getirtildi. II. Abdülhamit, kardeş kanı dökülmesini önlemek amacıyla, emrindeki askerlere karşı konulmaması emrini verdi.  Doğru Yıldız Sarayı’na giren Harekat Ordusu ileri gelenleri, sarayı yağmalayarak ve kırıp-dökerek  II. Abdülhamit’i tahttan indirdiler ve yerine kardeşi V. Mehmed Reşad’ı yerine geçirdiler. Sultan II. Abdülhamit, Selanik’e götürülerek Alâtini köşküne hapsedildi. 31 Mart Vak’ası’ndan bir gün sonra, Adana’da Ermeni olayları patlak verdi.  Çok sayıda Müslüman’ın katledildiği Ermeni isyanı, halkın bir araya gelmesiyle bastırıldı. Ama yine de, halk suçlu bulunarak Cemal Paşa ve ekibi tarafından cezalandırıldı. 31 Mar Ayaklanmasının bastırlması ve  II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesinden sonra, durumu kontrol altına alan İttihat ve terakki, bütün partileri kapattırdı; sıkıyönetim ilan ederek darağaçları kurdurdu, sürgünlere imza attı.  14 Nisan 1909’da Tevfik Paşa’nın istifa ettirilmesiyle, Hüseyin Hilmi Paşa tekrar sadrazam oldu. Oda İttihat ve Terakki’nin baskılarına dayanamayarak, sekiz aylık başbakanlığı sonunda istifa etti.  Bu seferde Hakkı Paşa kabinesi kuruldu.  Bu kabinede Hareket Ordusunun komutanı Mahmud Şevket Paşa, harbiye nazırı olarak görev aldı. Acemice ve bilinçsiz politikalar sonucunda, Osmanlı İmparatorluğu Bosna-Hersek’in Avusturya tarafından ilhakı,  Trablusgarp’ın İtalyanlarca alınması ve 1912’de patlak veren  I. Balkan Savaşı nedeniyle; oldukça güç bir duruma düşürüldü.
1912 Temmuz’unda V. Mehmed, Ahmet Muhtar Paşa’yı sadrazamlığa getirdi. Kurduğu ve büyük kabine olarak bilinen hükümete, İttihat ve Terakki’den hiçbir kimse alınmadı. Balkan savaşındaki başarısızlıklar nedeniyle istifa eden hükümetin yerine Kamil Paşa kabinesi kuruldu. Bu hükümette de İttihat ve Terakki’den kimse alınmadı. Bunun üzerine, bir yıpratma kampanyası başlatan İttihat ve Terakki, 23 Ocak 1913’de Enver ve Talat beylerin yönetimindeki bir grup Osmanlı Ordusuyla Babıâli’ye baskın düzenleterek yönetime el koydu.  Bu zamana kadar, dışarıda dernek kimliğinde iken; Meclis-i Mebusan’daki milletvekillerinin oluşturduğu grup parti olarak kabul edilyordu. Bunun yanında, mecliste çoğunluğa sahipken bile; hükümet kurma görevini üstlenmiyordu. Cemiyet yöneticileri, istedikleri kişileri işbaşına getirip; onları kullanarak veya birkaç bakanlığı elde tutarak  devlet işlerini yürütüyorlardı. Bir şekilde sorumluluğun dışında kalıyorlardı. Babıâli baskınından sonra, Mahmut Şevket Paşa, sadrazamlığa getirildi. Bu arada Enver Paşa yönetimindeki Osmanlı ordusu, Edirne’yi  Bulgarlar’dan geri aldı.  Sadrazam Mahmud Şevket Paşa’nın, 11 Haziran 1913’te öldürülmesi üzerine, Said Halim Paşa’nın kurduğu hükümetin bütün üyeleri İttihat ve Terakki’dendi.  Tam bir baskı rejimi uygulanmaya başlandı. Mayıs-1914’de yapılan seçimlerle tek başına iktidara gelen İttihat ve Terakki’de Sait Halim Paşa kabinesini Talat Paşa hükümeti izledi. Bu tarihten sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimi Enver, Talat ve Cemal paşaların eline geçti. Acemice ve sebepsiz olarak  Osmanlı İmparatorluğu’nu I. Dünya Savaşı’na sokan İttihat ve Terakki, vatan topraklarının elden çıkmasına ve yüzbinlerce şehit verilmesine sebep oldu. 1918’de biten savaş sonunda, elde kalan Anadolu  toprağı bile, ittifak devletleri tarafından paylaşılma hesaplarına konu olmuştu. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros mütarekesini imzaladıktan sonra, yurt dışına kaçtılar.
İttihat ve Terakki, Osmanlı İmparatorluğu’nun geliştirilmesi ve daha iyi bir yönetime kavuşturulması amacıyla ve belki de halisane duygularla, aydınlar tarafından kurulan bir cemiyetti. Hiçbir zaman tam bir birlik oluşturamamaları, dönemin iç ve dış dinamiklerini anlayamamaları, belki yabancıları tanıyamamaları, belki siyasetteki acemilikleri, belki de şahsi çıkar ve hayalleriyle; ne yazık ki Türk Milletini yok olmanın eşiğine getirmişler ve bu durumda da kaçmayı tercih etmişlerdir.

——————————————————————————————————————————————————————————————————————————

Kaynaklar:
-TDV  İslâm Ansiklopedisi
-Yeni Rehber Ansiklopedisi
-Sabah Genel Kültür Ansiklopedisi

 

 

 

 

 

 

 

Bir önceki yazımız olan KAPİTALİZM NEDİR? başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

27 Nisan 2015 Saat : 4:28

İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Bizi takip edin

merak nedir? Son Yazılar FriendFeed
Devamını oku:
PİRE
MENDEL YASALARI
VAKA-I HAYRİYE
GRAVÜR
VURGUN
FOTOSEL
Kapat