Mevlana kimdir?


  • Mevlanın hayatı

Mevlana’nın asıl adı Muhammed Celaleddin’dir. Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi, ona, daha pek genç iken Konya’da ders okutmaya basladığı tarihlerde verilir. Bu isim sems-i Tebrizi ve Sultan Veled’den itibaren Mevlana’yı sevenlerce kullanılmış; Adeta adı yerine sembol olmuştur.
Rumi, Anadolu demektir.Mevlana’nın, Rumi diye tanınması, geçmiş yüzyillarda Diyari Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya’da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kismının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.

Mevlana, bugünkü Afganistan sınırları içerisinde yer alan, horasan bölgesindeki Belh şehrinde 1207 yılında dünyaya gelmiştir. Çocuk yaşlarındayken babası Bahaeddin Veled’in derslerine devam eden Muhammed Celaleddin, babasının 1231 tarihinde vefatının ardından bir süre onun yerine babasının öğrencilerinin eğitimiyle görevlendirildi.

O güne kadar Farsça, Türkçe ve Arapça’yı iyi derecede öğrenmiş olan Muhammed Celaleddin, bir dönem Şam ve Halep’e giderek, Haleviye Medresi’nde dini eğitimini tamamladı. Ardından Konya’ya tekrar dönerek, Sultan Alaaddin Keykubad’ın kurduğu, bugün İplikçi Camii’nin bulduğu yerdeki Ebul’l-Fazl Medresesi’nde müderrislik görevine devam etti.

Ancak aldığı dini eğitimlerle kafasında doğan bazı düşünceleri sorgulamaya başlayan Mevlana, kendisini boşlukta hissettiği bir dönemde, Tebriz’den çıkıp Anadolu’ya gelen gezgin bir derviş olan Şems ile 24 Kasım 1244’de Konya sokaklarında karşılaştı.

Mevlana türbesi konya

Mevlana türbesi konya

  • Mevlana ile Şems’in tanışması

şemsi tebrizi konya’ya geliyor. mevlana’yı soruyor, hakkında araştırma yapıyor. alim bir adam olduğunu, birçok talebeye ders okuttuğunu öğreniyor. uryan ve kalender dervişleri sevmediğini de öğreniyor. sonrada kalender kıyafetle          (üstü başı yırtık, açık saçık, kirli ve perişan bir halde) mevlana’nın yolunu bekliyor.Şemsi tebrizi konakladığı hanın kapısına perişan bir halde oturmuş geleni, geçeni izlerken, birde bakıyor ki yanında talebeleri ile bir at üstünde mevlana geçiyor, şems hemen yerinden fırlıyor, Mevlana’nın atının yularını tutuyor, garip bir heybetle yüzüne bakıp; “ey molla’i rum peygamberimiz hz. muhammed mi büyüktür, bayezidi bistami mi büyüktür?” diyor. Mevlana bu saçma soruya çok ciddi olarak cevap veriyor ve “ bunda şüphe edecek şey mi var? tabiî ki hazreti muhammed bir peygamberdir, bayezit ise onun ümmetidir” diyor. şemsi tebrizi, “ öyle ise hz. muhammed neden “ma arafnake hakka marifetike” buyuruyor da, bayezidi bistami: “sübhani ma azeme şani” diyor, diye soruyor.

Mevlana cevap olarak: Resulü ekrem efendimizin kalbi ve dimağı çok geniştir, ne kadar tecelliyati ilahi zuhur etse tahammül edebilir, daha ziyadeleşmesini isteyebilir ve “ma arafnake hakka marifetike” (allah’ı hakkiyle bilemedim) der. bayezidi bistami’ nin ise kalbi ve dimağı küçüktür.

Az bir tecelliyat karşısın da kendini kaybeder de, “sübhani ma azama şani” (kendimi tesbih ederim benim şanım ne büyüktür) der. mevlana’yı seviyesiz bir soru ile şaşırtan şemsi tebrizi, mevlana’nın bu cevabı karşısında olağan üstü bir tepki gösterir ve “allah” diye nara atıp bayılır düşer. Bu hale mevlana da kayıtsız kalmaz, oda atından aşağı iner ve “allah” diye oda bağırıp yere düşer, bu halde bir saat yerde kalırlar. oradaki halk birbirine girer, bir kıyamettir kopar.

Daha sonra ikiside ayılırlar. Ve Mevlana Şems hazretlerini. Dergahına davet eder üstünü başını değiştirirler. Şems orada püri pak olur. Mevlana hz. Bu garip adamadan çok hoşlanmıştır. Sohbeti onu çok etkilemektedir. Nitekim bu dostluk arasında yukarıdada bahsettiğimiz üzere mucizeler meydana gelmiştir.

Mevlana hz. bir gün babasından yadiğar el yazması kitapları okurken, Şems çıkagelir. Ya Mevlana ne okuyorsun öyle der Mevlana Şemse bakarak sen anlamassın der. Bunun üzerine Şems el yazması kitapları alır ve sebile atar Mevlana hz. kendine kaybetmek üzeredir. Çünkü el yazması kitabın mürekkebi suda hemen dağılacaktır. Şems kitapları sudan çıkartarak Mevlanaya verir Mevlana kitabın içini açtığında kupkuru olduğunu görür ve Şemse sorar bunu nasıl yaptın. Şems: Sen anlamassın diyerek yanıt verir. Ve Mevlana hz. bu adama daha çok kendini yakın hisseder.

Şems hz. anlamayan halk onu çekiştirir. Çünkü onun sözleri incitici ve kırıcıdır. Doğruyu dosdoğru söyler.

Mevlana hz. bir gün dervişleri ile pazarda dolaşırken bir köpek görür yavrulanı emzirmektedir. Ve derki bakın dervişlerim nasılda bize benzemektedir. Der.

Bunun üzerine dervişler. Haşa olurmu efendim demeye kalmadan Mevlana hz. Bakın şu anneye kemiği nasılda dişleriyle toz haline getirip yavrularını besliyor. Eğer bu anne olmasaydı zavalı yavrucaklar dişleriyle kemiği ısırmaya çalışacakalr ve dişlerini kırıp açlıktan öleceklerdir. İşte sizde Şemsin e sert sözlerine bakmayın. Benim o sözlerden size süt haline getirişime bakın.

Diyerek oradan giderler.

  • Mevlana’nın Hz. Şems’e yazdığı şiir ETME

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

Mevlana Celaleddin Rumi

 

Mevlana ve şems’in tanışması videolu anlatım;


Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk’ın rahmetine kavuştu. Mevlâna’nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadreddin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna’nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

“Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir”

 

Hz. Mevlana’nın Yedi Öğüdü:

1.  Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
2.  Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
3.  Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
4.  Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
5.  Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
6.  Hoşgörülülükte deniz gibi ol.
7.  YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN, YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL. 

 

Allah der ki: “Kimi benden çok Seversen, onu senden alırım.” ve ekler:

“Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım.”

ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur…

Aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, öyle garip bir dünya…

Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur…

Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın.

En garibi de budur ya… Öldüm der durur, yine de yaşarsın…

Mevlana

  • Mevlana’nın eserleri

 

Mesnevi: Mesnevi, klasik dogu edebiyatinda, bir siir tarzinin adidir. Bu tarzla yazilan siirlerde, her beyitin iki misrasi kendi arasinada kafiyelidir. Bir beyitin kaiyesinin kendisinden önce gelen beyitlerle de kendisinden sonra gelen beyitlerle de uyumu gerekmez bu nedenle uzun sürecek konular veya hikayeler siir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolayligi nedeniyle mesnevi tarzi seçilirdi. Bu suretle siir, beyit beyit sürüp giderdi. Mesnevi her ne kadar klasik dogu siirinin bir siir tarzi ise de Mesnevi denildigi zaman akla Mevlana’nin Mesnevi’si gelir. Mevlana Mesnevi’yi Çelebi Hüsameddin’in istegi üzerine yazmistir. Katibi Çelebi Hüsameddin’in yazdigina göre, Mevlana Mesnevi beyitlerini Meram’da gezerken, otururken yürürken hatta sema ederken söylermis. Çelebi Hüsameddin’de yazarmis. Mesnevi’nin dili Farsça’dir. Halen Mevlana Müzesi’nde teshirde bulunan 1278 tarihli, elimizdeki en eski Mesnevi nüshasidir. Bu nüshaya göre, beyit sayisi 25618 dir. Bu Nesnevi nüshasi Mevlana’dan sonra bu konuda en yetkili iki isim olan oglu Sultan Veled’in ve katibi Çelebi Hüsameddin’in tashihinden geçmis olmasi nedeniyle ayni zamanda en saglam nüshadir. Mesnevi’nin vezni; Fa i la tün – Fa i la tün – Fa i lün’ dür. Mevlana alti büyük cilt olan Mesnevi’sin de, tasavvufi fikir ve düsüncelerini, bir birine ulanmis hikayeler halinde anlatmaktadir. –

Divan-i Kebir: Divan, sairlerin siirlerini topladiklari deftere denir. Divan-i Kebir “Büyük Defter” veya “Büyük Divan” manasina gelir. Mevlana’nin çesitli konularda söyledigi siirlerin tamami bu divandadir. Divan-i Kebir’in dili de Farsça olmakla beraber, Mevlana Divanin içinde az sayida Arapça, Türkçe ve Rumca siire de yer vermistir. Divan-i Kebir 21 küçük divan (Bahir) ile Rubai Divani’nin bir araya getirilmesiyle olusmustur. Divan-i Kebir’in beyit adeti 40.000 i asmaktadir. Mevlana, Divan-i kebir’deki bazi siirlerini Sems Mahlasi ile yazdigi için bu divana, Divan-i Sems de denilmektedir. Divanda yer alan siirler vezin ve kafiyeler göz önüne alinarak düzenlenmistir.  –

 

Mektubat: Mevlana’nin basta Selçuklu Hükümdarlarina ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve hali istenilen dini ve ilmi konularda açiklayici bilgiler vermek için yazdigi 147 adet mektuptur. Mevlana bu mektuplarinda, edebi mektup yazma kaidelerine uymamis, aynen konustugu gibi yazmistir. Mektuplarinda “kulunuz, bendeniz” gibi kelimelere hiç yer vermemistir. Hitaplarinda mevki ve memuriyet adlari müstesna, mektup yazdigi kisinin aklina, inancina ve yaptigi iyi islere göre kendisine hangi hitap tarzi yakisiyorsa o sözlerle ve o vasiflarla hitap etmistir. –

 

Fihi Ma Fih: Fihi Ma Fih “Onun içindeki içindedir” manasina gelmektedir. Bu eser Mevlana’nin çesitli meclislerde yaptigi sohbetlerin, oglu Sultan Veled tarafindan toplanmasi ile meydana gelmistir. 61 bölümden olusmaktadir. Bu bölümlerden bir kismi, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme alinmistir. Eserde bazi siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser ayni zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret, mürsit ve mürid, ask ve sema gibi konular islenmistir. 

Mecalis-i Seba’a: Mecali-i Seb’a, adindan da anlasilacagi üzere Mevlana’nin yedi meclisi nin yedi vaazi nin not edilmesinden meydana gelmistir. Mevlana’nin vaazlari, Çelebi Hüsameddin veya oglu Sultan Veled tarafindan not edilmis, ancak özüne dokunulmamak kaydi ile eklentiler yapilmistir. Eserin düzenlenmesi yapildiktan sonra Mevlana’nin tashihinden geçmis olmasi kuvvetle muhtemeldir. Siiri amaç degil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlana, yedi meclisinde serh ettigi Hadis’lerin konulari bakimindan tasnifi söyledir. –
a. Dogru yoldan ayrilmis toplumlarin hangi yolla kurtulacagi. 
b. Suçtan kurtulus. Akil yolu ile gafletten uyanis. 
c. Inanç’daki kudret. 
d. Tövbe edip dogru yolu bulanlar, Allah’in sevgili kullari olurlar. 
e. Bilginin degeri. 
f. Gaflete dalis. 
g. Aklin önemi.

Bu yedi meclisde, asil serh edilen hadislerle beraber, 41 hadis daha geçmektedir. Mevlana tarafindan seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlana yedi mecliste her bölüme “Hamd ü sena” ve “Münacaat” ile baslamakta, açiklanacak konulari ve tasavvufi görüslerini hikaye ve siirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi’nin yazilisinda da aynen kullanilmistir.

  •  Semazen nedir?

Mevlevîlik deyince ilk akla gelen semâ, lügatte işitmek mânâsındadır. Terim olarak, mûsikî nağmelerin dinlerken vecde gelip hareket etmek, kendinden geçip dönmektir. Hz.Mevlânâ zamanında belli bir nizâma bağlı kalmaksızın dînî ve tasavvûfî bir coşkunluk vesîlesiyle icrâ edilen sema’, sonradan Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi zamanından başlayarak Pîr Âdil Çelebi zamanına kadar tam bir disiplin içine alınmış, sıkı bir nizâma bağlanmış; icrâsı öğrenilir ve öğretilir olmuştur

Sema’, sembolik olarak, kâinatın oluşumunu, insanın âlemde dirilişini, Yüce Yaratıcı’ya olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip “İnsan- ı Kâmil” e doğru yönelişini ifâde eder.

Sema’ eden canlara Sema’zen denilmiştir.Mevlevilikte dönmek tabiri yoktur. Mevleviler Sema’ eder. Her tarikatın zikir ederken (Allah’ı anarken) kendilerine özgü bürhanları vardır. Mevleviliğin de bürhanı Sema’ dır.

Semah ‘in her hareketinin anlamı vardır. Ney sesi eşliğinde dinlendiğinde  huzur verir.semazenler

  • Semazen kıyafetinin anlamı;

Semazenin üstündeki beyaz kıyafete ” Tennure” denir. Kefeni simgeler.

Başındaki sarık “Sikke” dir.  Mezar taşını simgeler

Bunların hepsi size ölümü anlatabilir. Ancak Semah ölümü değil yaşamı, tekrar doğmayı anlatır.  Sûretlerden aleminden , hâkikat alemine geçmeyi anlatır.

Semah için meydana çıkan Semazenlerin üzerinde siyah bir hırka olur. Hırkanın anlamı mezardır.   Bunu çıkartıp  başlarlar. Yani yeniden doğuş.

Semaya başlama amaçlarının  İnsan-ı Kâmil olmak için olduğunu söylemiştim. Anlamı  “hâkka ulaşmış insan”demektir.

Semah yaparken 4 kere selam verilir. Bu İnsan-ı Kâmil olma yolundaki 4 mertebeyi,  kapıyı temsil eder.

Bunlar: 1-Şeriat 2- Tarikat 3-Marifet 4-Hakikat kapısı.

Bu dört kapıdan geçmeden kâmil insan olunmaz.

Semazenlerin sağ eli göğe , sol eli yere bakar.  Bunun anlamı sağ eli Hak ‘tan alır,  yere dönük sol elle  halka verir.

Bu şekilde yeniden doğuş tamamlanmış olur. Tabi ilahi doğuş.
Go get Adobe Flash Player!

 

Bir önceki yazımız olan Açılımı bilinmeyen kısaltmalar başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

26 Şubat 2013 Saat : 1:23

Mevlana kimdir? Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Bizi takip edin

merak nedir? Son Yazılar FriendFeed
Devamını oku:
SEYDİ ALİ REİS (1498-1562)
NASUH EFENDİ (Matrakçı)
TALAT PAŞA (1874-1921)
EBÛ’L VEFA (Vefa Konevi)
TAHTAKURUSU
BALIKÇIL
Kapat